Sakin bir Cihangir pazarı...

Haftalardır koşuşturmacalar ve seyahatlerle hırpalandıktan sonra bu pazar nihayet sakin, tembel ve bol güneşli bir güne uyandım...

Perdeden süzülen güneşin beni usul usul şımartmasına izin verdim, üsteşik hiç huyum olmamasına karşın... Sonra elimi siyah deri montuma atıp; tembel tembel ve olabildiğince salaş giyinip sokağa çıktım. Deri montlara bayılıyorum... İster kendini iyi hisset, ister bugün hissettiğim gibi salaş; at omuzlarına bir deri mont ve düş yollara. Her tür ortama ve ruh haline hitap edebiliyor.

Her zamanki kahvaltı mekanımda, sıkı ama kısa bir pazar kahvaltısı yapıp Cihangir'den Fındıklı'ya doğru süzüldüm. Arada durup Boğaz manzarasını şöyle bir süzdüm. Şehri umursamayan insanlara baktım. Hayatı sevmediğimizden midir bilinmez, biz Türkler İstanbul'u da adam gibi sevemiyoruz geliyor bana...

Sonra çok sevdiğim Karaköy'e yollandım... Bugünlerde Karaköy'ün popüler olması uyuz ediyor beni. "Trend" olmaya başladı ya, yakında "popüler" cafeler bilmem neler doluşmaya başlar buraya... Karaköy'ün o sevdiğim "serseri" ve "yalnız" hali de böylece buharlaşmış olacak galiba...

Tabii Karaköy'e gidip de Güllüoğlu Karaköy'ü ziyaret etmeden olmaz. Tatlılar arasında kedi gibi dolaştıktan sonra nefsime hakim olup azıcık şöbiyetle yetinmeye karar veriyorum. Onu da hemen yemiyorum, tabii ki paket yaptırıyorum. Evde akşama doğru paketi açtığımda Karaköy havasını tekrar solumuş olabileceğim böylelikle...

Galata'dan turlayarak, yolu inadına uzata uzata eve doğru yürüyorum. İtalyan Yokuşu'nun ciğer patlatan dikliğini bile söylenmeden, keyif içinde tırmanıp Firuzağa'ya atıyorum kendimi...

Bu pazar güzel bir gün; anlamsızsın, yorucusun ve hatta sıkıcısın ama güzelsin be hayat! :)

2 yorum:

Kiyiya Vuranlar dedi ki...

Oyle guzel yazmissin ki ayni rotayi izleyip bir Istanbul turu yapasim geldi

Ankara Mahpusu dedi ki...

Tesekkurler... Hakikaten guzel bir gundu, tavsiye ederim bir sabah mutlaka dene o rotayi :)

Yorum Gönder