Aylak Adam - Yusuf Atılgan

"Dış kapıyı çarpıp çıktığı sokak tenhaydı. Şehirdekilerin çoğu şimdi ya yataklarında ya da yataklarına yakındılar. Caddeye doğru yürüyordu. Karşıdan gelen bir kadın onun uzağından dolaştı. Arkasından gitmedi. Biliyordu. Yanından hızla geçen taksiye baktı. İçinde oturan kadınla erkek sanki iki mankendiler. "Neden? Neden böylesiniz?" Olanla yetinerek, aramadan düşünmeden yaşanılsın diye yaratılmış bir dünyada yalnızdı. Sırtı kaşınıyordu. Eve gidip yıkanacaktı."

Bazı kitaplar vardır. Onları okuyunca iki şey için hayıflanmaya başlarım. Birincisi, ah keşke o kitabı ben yazmış olsaydım kıskançlığı. İkincisi ise yazarı ve kitabı geç keşfetmiş olmanın pişmanlığı. Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ı işte tam da bu kategoriye düşen bir kitap oldu benim için...

Eğer bir kitap best-seller olmuşsa ya da sağdan soldan adını fazlaca işitmişsem, daha okumadan soğurum o kitaptan. Aylak Adam belki best-seller değil ama çevremden adını sık duyduğum bir kitap olduğundan okumayı hep öteledim. Ah ne büyük bir hata yapmışım.

Adı bile olmayan, Yusuf Atılgan'ın "C." evet sadece C olarak adlandırdığı bir yalnız karakterin öyküsünü anlatıyor Aylak Adam. Zengin değil "paralı" olan, tembel değil "aylak" olan bir değişik adam o. Çocukluğunun bilinçaltına kazıdığı tuhaf olaylar silsilesi belki ilk bakışta niye diğerlerinden farklı olduğunu anlatır gibi dursa da, aslında C diretileni kabul etmeyip "ama niye?" diye sorgulayan bir insan. Belki aylaklığı da bu yüzden.

Bu arada tüm bu aylaklık öyküsünün odağında yaşanmamış, yaşanamamış bir aşk öyküsü var... Aslında, tembelliğin kollarına kendini bıraksa, çoğu insanı mutlu edebilecek ilişkiler yaşayabilecek biri o; ama ısrarla hayatının kadınını, biricik aşkını namı diğer B.'yi arıyor o. Üstelik, tesadüfler ağı hayatının kadınını C'nin bakış açısına bir sokup, bir çıkartırken...

Yusuf Atılgan, anlattığı kadar nasıl anlattığıyla da çarptı beni. Anlaşılır bir anlaşılmaz roman yazmak her baba yiğidin harcı değil. O sade ve kısa tümcelerle o denli çok şey anlatmak. Ne zor olsa gerek.

Üstelik, Aylak Adam, bu güzide insanın ilk romanı! Ve de düşünün ki 1957'de yazmış. Daha ortada Selim Işık falan yokken. Zaten daha kitabı okur okumaz insan fark ediyor ki, Oğuz Atay "Tutunamayanlar"ı yaratmayı düşünürken C. Atay'ın beyin kıvrımlarında bir yerlerde mutlaka aylak aylak yürüyordu...

Aylak Adam'dan şu alıntıya bir göz atın da, Ankara Mahpusu haksızsın bu konuda deyin... Diyebilir misiniz?

"Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır. Tramvaydaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kim zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine; sanatına. Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi tutmağının en iyi, en yüksek olduğuna inanır. Gülünçlüğünü fark etmez. Kağızman köylerinden birinde bir çift öküzüne tutunan bir adam tanıdım. Öküzleri besiliydi , pırıl pırıldı. Herkesin, “- Veli ağanın öküzleri gibi öküz, yoktur, ” demesini isterdi. Daha gülünçleri de vardır. Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini, gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum: Gerçek sevgiyi! Bir kadın. Birbirimize yeteceğimizi, benimle birlik düşünen, duyan, seven bir kadın!"

Ah be kitap, ne de çabuk bittin... Ağzımda o kıskançlık ve pişmanlık tadlarını öylece bırakıverdin... Farz oldu artık, Yusuf Atılgan'ın yazdığı her satırı bulup okumak...

Eğer Atılgan bu kitabı İngilizce yazmış olsaydı, tüm dünyada ne çok sevilirdi, ne çok konuşulurdu kim bilir... İnsan düşünmeden edemiyor. Teşekkürler Yusuf Atılgan, anadilinde böyle güzel bir roman okumak her insanın başına gelmez!

Ankara Mahpusu'nun notu: 10/10

2 yorum:

Pelin dedi ki...

C'nin öyküsünü defalarca okumuş biri olarak diyebilirim ki harika bir yazı olmuş. Elinze sağlık Ankara Mahpusu...

Larus Cachinnans dedi ki...

Benim de okumayı ertelediğim kitaplar arasındaydı Aylak Adam ve çok olmadı okuyalı. Tam da dediğiniz gibi kıskanılacak, geç okunduğu için hayıflanılacak bir kitap. Altını çizdiğim, tekrar tekrar okuduğum öyle çok yer var ki... Kitabın hissettirdiklerini çok güzel dile getirmişsiniz...

Yorum Gönder