Münferit, The Descent 1 - 2, Upperdog, Spartacus

Futbol Şampiyonası heyecansız geçince, bol bol film izlemeye devam ediyorum bu günlerde...

MÜNFERİT
Münferit, Dersu Yavuz Altun'un ilk ve bildiğim kadarıyla şu an için tek uzun metraj filmi. Ali Erkazan başta ve baş rolde olmak üzere iyi bir oyuncu kadrosu, ilgi çekici sayılabilecek bir senaryo etrafında bir araya gelmiş... Ama gelmiş gelmesine de, maya tutmamış. Görüntülerden mi, diyaloglardan mı bilemiyorum ama film de olmayan bir şeyler var. Başka bir yönetmenin elinde daha güzel bir film olabilirmiş gibi geldi bana... Bu arada, Ali Abi o burundaki kesiğe hayranım abi! :-) O nasıl bir burun, o nasıl bir karizma öyle, takdir etmemek elde değil.

Ankara Mahpusu'nun notu: 5/10


The DESCENT 1 - 2
Bir korku filmi olan The Descent'i tesadüfen (bir başka film sanarak) izledim. B sınıfı ama eli ayağı düzgün bir yaratık filmiymiş meğerse. 2005 yapımı olan filmin 2009'da devamı da çekilmiş. Feride benle beraber ilkini izleyip de korkunca, ertesi gün devam filmini izlememiz boynumuzun borcu oldu. :-)

Film oldukça basit bir konuya sahip. Gizemli bir mağaraya giden bir grup kadın arkadaşın tuhaf yaratıkların saldırısına uğramasıyla başlayan olaylar dizisi anlatılıyor. Filmde ünlü oyuncu hemen hemen yok. Benim en çok dikkatimi çeken oyuncu Hotel Babylon dizisinde de oynamış olan Natalie Jackson Mendoza oldu.

Son bir not olarak yaratıkların makyajı bana feci şekilde Buffy'deki yaratıkları anımsattı...

Ankara Mahpusu'nun notu: 5,5/10
(Sıfırcı hoca Ankara Mahpusu buçuklu puanlar vermeye başladı ya haydi hayırlısı bakalım! :)



UPPERDOG
Önyargılar, korkular ve hayat mücadelesi ekseninde insan ilişkilerini anlatan bir Norveç filmi. Son yılların pek bir moda olan değişik insanların kesişen hayatları şeklinde kurgulanmış film, "kötü olduğu düşünülen insan özünde kötü olmayabilir", "kötü davranışları olan insanı buna iten çocukluk travmaları vardır" gibi bir takım düşünceleri yokluyor.

Büyük beklentilerle izlemezseniz, fena olmayan bir film.

Ankara Mahpusu'nun notu: 6/10


SPARTACUS: Blood and Sand
Bu sene insanlardan en çok duyduğum dizilerin başında geldi Spartacus. Genelleme yapmak istemem ama genellikle erkeklerden "abi süper hatunlar var", kadınlardan da "ay çok vahşet sahnesi var" şeklinde yorumlar aldığım bir diziydi! :-))

Tabii bu kadar yorum alınca izlemeden olmazdı. Biraz gecikmeli de olsa Feride, Emrah ve ben sonunda diziyi izlemeye başladık.


Bana verdiği ilk izlenim "Al 300 Spartalı'yı ve Gladyatör'ü, biraz daha cinsellik ekle, işte sana nur topu gibi bir Spartacus" oldu. Pastel tonların hakim olduğu, çizgi roman görünümlü Frank Miller'ın 300 Spartalı'sı Spartacus'ün hemen her sahnede kendisini hissettiriyor.

Başrolünde Gallerli oyuncu Andy Whitfield'ın oynadığı dizi, daha başlangıç itibarıyla tarihsel bazı hatalar içeriyor, ama bir aksiyon dizisinden de belgesel gerçekçiliği beklemeye gerek yok sanırım...

Gerçi henüz tek bir bölümünü izledim çok fazla yorum yapmak istemem; ama Spartacus"aksiyon dolu, 'ucuz', adım başı oluk oluk kan akan ve gani gani göğüs, baldır, bacak pozu verilen" bir dizi olarak tanımlamak yanlış olmaz galiba. Çoluk çocuk ya da kanı deli akan kitle için belki pek "müspet" bir yapım değil; lakin benim yaş kuşağı için yoğun geçen bir iş gününden sonra kafa dağıtmak için izlemeye bire bir! Bu arada, daha ilk bölümden Spartaküs abimizin eşine büyük saygı beslemeye başladığımızın altını çizerim. :)

Unutmadan, iyi ki bu sefer adamların karın kaslarını 300 Spartalı'da olduğu gibi hayvani abartıp da bizi strese, sıkıntıya sokmamışlar. Kardeşim böyle biraz daha makul kasları olan adamlar oynatın da komplekslerimiz küçük kalsın bari! :-))

(Sonradan gelen edit: 2. bölüm itibarıyla kendimizi kompleks içinde bulmuş durumdayız!)

Ankara Mahpusu'nun notu: 8/10

1 yorum:

Gokhan dedi ki...

Andy Whitfield kanserden öldü :S

Yorum Gönder