Pasta Amore Fantasia

Donatella Piatti'nin makarna kitabı "Pasta Amore Fantasia"yı bundan yıllar yıllar önce Amerika'ya gitmeden evvel almıştım. Zira makarna başta olmak üzere İtalyan mutfağına aşığım.

Kütüphanenin bir köşesine sıkışan kitabı geçen gün tesadüfen bulunca, okumaya başladım...

Signora Piatti'nin makyajsız Vincent oynayabilecek potansiyelinden midir bilemiyorum, ama kendisine karşı en ufak bir sempatim bir türlü olamamıştır.
Kitabı okuyunca ise nötr halim antisempatiye dönüşmekte gecikmedi.
Be kardeşim, el insan derler adama. Bir makarna kitabı yazıyorsun iki satır yararlı bilgi olmaz mı içinde?

Eğer yemek yapmak, yemek kültürü, makarnalar hakkında az da olsa bir bilginiz varsa bu kitap sizin için hiç bir anlam ifade etmeyecektir diye düşünüyorum.
Ne işe yarar bir tarif, ne enteresan bir bilgi, ne ilgi uyandırıcı bir fotoğraf. Ablamızın ucuz edebi tasvirlerinin bolca kullanıldığı sözüm ona "meşk" dolu bir kitap.

Bu aralar bolca Rick Stein izliyorum BBC'de (mesela tam şu an :). Uzak Doğu mutfağından aldığım ilhamlarla değişik makarnalar yapmak için sabırsızlanıyorum. Ama gelin ve de görün ki bu aralar işlerden mutfağa girmeye hiç fırsat yok! :(

Ankara Mahpusu'nun notu: 3/10

Biscolata erkekleri Antep'ten!

"Biscolata", marka olarak süper bir bakış açısı yakalamış.
Çikolatayı çocukları hariç tutarsak en çok kim tüketiyor? Tabii ki kadınlar.

Marketlerde pedlerin yanlarına masum masum yerleştirilen çikolata kutularından belli zaten durum. :)

Biscolata da madem kadınlar tüketiyor eee o zaman reklamlarda da hedef kitle onlar olmalı düşüncesinden yola çıkarak, hem kaslı hem yakışıklı abileri reklamlara taşıdı.

İlk reklam serisinin ardından, ikincisi daha da etkileyici oldu. Biscolata Mood aşk, sağlık modları derken turnayı bence tam gözünden vurmuş oldu. Biscolata'nın mood reklam videoları herkesin gözünde, dilinde...

Çevremdeki pek çok insanın Biscolata'yı İtalya vs. tarzı menşeili bir marka sandığını fark edince şaşırmadım. Çünkü ilk başta ben de açıkçası yabancı bir marka olduğunu düşünmüştüm.


Ama bizim meşhur Biscolata erkekleri Gaziantepli Şölen Çikolata'nın eseri. Şölen, Ülker'in açtığı vizyondan hızlı ama dengeli adımlarla ilerleyen bir firma.

Ülker'de veyahut Şölen'de çalışmayı isterdim, ilginç bir tecrübe olacağı kesin.

Cemal Süreya - Sevda Sözleri

Maliye Müfettişliği yapmış bir adamın bu kadar güzel şiirler yazmış olması gerçekten de ilginç geliyor bana...

Bürokrasi içerisinde yer aldığı uzun yıllar boyunca yazdığı "arz ederimli" sıkıcı resmi yazışmaların satır aralarında bir şair duyarlılığını yaşatabilmek kim bilir ne denli zor olmuştur? Neleri alıp götürmüştür ondan?

Gecenin nöbeti güne bıraktığı saatlerde okumaya başladığım kitapta çok sevdiğim mısralar da oldu, ilgimi çekmeyenler de. Öncesinde beylik bir kaç şiiri dışında Süreya şiirini tanımıyordum. İlk izlenim olarak bana Necati Cumalı ile Orhan Veli karışımı bir lezzet verdi diyebilirim.

İşte aklımda yer eden ve en sevdiğim iki Cemal Süreya şiiri:

SAN
Kırmızı bir kuştur soluğum

Kumral göklerinde saçlarının
Seni kucağıma alıyorum
Tarifsiz uzuyor bacakların

Kırmızı bir at oluyor soluğum
Yüzümün yanmasından anlıyorum
Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
Dört nala sevişmek lazım

ÜSTÜ KALSIN
Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...
Üstü kalsın...

Hangi balık ne zaman yenir?

Açıkçası son bir kaç yıla kadar Feride'nin balık alerjisi falan derken ben de pek balıkperver biri değildim. Ama son zamanlarda balık iştahım her geçen gün artıyor.

Konu balık olunca, bizde klasik muhabbettir. Azizim etrafımız denizlerle çevrili ama yeterince balık yenmiyor bu memlekette.

Ha'di geçiverdim az balık yenmesi kısmını, ben iki ayrı sebepten dolayı balık konusunda muzdaribim.

Birincisi, balık nedense bizde sadece iki tür pişer: ızgara ya da tava. Kardeşim milyon tane değişik balık tarifi var Akdeniz mutfağından, Uzak Doğu mutfağına kadar. Sözüm balık restorantlarına. İnsan ilaç namına bir kaç değişik balık yemeği koyar menüsüne.

Gelelim ikinci şikayetime. Hemen her şeyi olduğu gibi balığı da mevsiminde yemek giderek zorlaşıyor. Bunda suç biraz da biz tüketicilerde. Balık yerken hangi mevsimde hangi balık yenir diye düşünmek & sorgulamak lazım.

İşte size balık takvimi :)

Palamut: Eylül-Kasım
Mersin: Şubat-Haziran
Çinekop: Temmuz ve Ağustos
Kalkan: Ocak-Nisan
Hamsi: Kasım-Şubat
Sardalya: Haziran-Eylül
Çipura: Ağustos ve Eylül
Levrek: Şubat-Mayıs
Alabalık: Kasım-Ocak
Yılan Balığı: Yalnızca Mayıs ayında
Uskumru: Ekim ve Kasım
Barbun: Ağustos-Ekim
Lüfer: Ağustos-Ekim
Sazan: Ekim-Kasım
Torik: Ekim-Şubat

Çadır Tiyatrosu

Risk yönetimi, afet yönetimi, acil önlem planı, deprem bilinci, proaktif çözüm üretme... Bu sözcüklere bizdeki yöneticilerin lügatında yer olmadığını Van'daki 5.6'lık son depremle birlikte tekrar gördük.

Ciddi bir depremin ardından insanların barınmasına izin verilen binalar 5.6 şiddetinde bir diğer depremin ardından kağıttan kuleler gibi yıkılırken, "sorumlu" sıfarı taşıyan insanlar geceyi vicdanları rahat geçirebiliyor mu? Gerçekten merak ediyorum.

Deprem riski yönetiminin "çadır dağıtmak" fiili ile eş anlamlı hale geldiği bir ülkede derdini kime nasıl anlatırsın? Haberleri izleyip, sinir olmaktan başka elinden ne gelir?

"Çadır tiyatrosu" tam gaz devam ediyor, Allah yardımcımız olsun; söylecek ya da yapacak başka da bir şey varmış gibi görünmüyor ne yazık ki...

Banka ve Sigortacılık sektörlerinde şirket satışları kapıda

Yabancı gruplar hem bankacılık hem de sigorta ve bireysel emeklilik sektörlerinde bir dönem yoğun şekilde alımlar yaptılar.

Avrupa ekonomisinde tehlike çanlarının çalmasıyla beraber ise her iki sektörde de konsolidasyon haberleri gelmeye başladı.

Hüsnü Özyeğin'in çok iyi bir fiyata NBG grubuna satmış olduğu Finansbank, Yunanistan'daki ekonomik krizin iyice derinleşmesinin Yunan bankacılığında yarattığı baskı üzerine satışa çıktı. Aynı gruba ait Finans Emeklilik ve Hayat da resmi olarak satış sürecine girdi. Finansbank ayrıca sigorta ürünlerinin banka şubeleri kanalından satılması yani bankasürans hakkının münhasıran (exclusive) satılması için de bir ihale açacak.

Bir diğer Yunan grubu Euro'nun ortağı olduğu Tekfen Euro Bank'ta da belirsizlik devam ediyor. Alpha ile birleşen Euro Bank, krizden çıkamayınca Türkiye iştirakini gözden çıkartmıştı.

Bir diğer kriz mağduru Avrupalı grup Dexia, aslında çok önem verdiği bir yatırım olmasına karşın Deniz Bank'ı satışa çıkartmak üzere. Deniz Bank grubu, Finansbank'tan önce davranarak kısa bir süre önce emeklilik şirketini Metlife'a ve bankasürans hakkını da Axa Sigorta'ya satmıştı.

Stres testleri Avrupalı bankaları da sigorta şirketlerini de iyice hırpalamış görünüyor. Muhtemelen önümüzdeki bir iki yıl içinde hem Avrupa'dan gelen bu baskı, hem de sigorta sektöründeki karsızlıktan dolayı gerek bankacılık gerekse de sigorta ile hayat & emeklilik şirketlerinde birleşmeler ve satın almalar artacak gibi görünüyor.

Sigortacılıkta, bankacılıktan farklı olarak, Solvency II uygulamasının 2012'de hayat geçmesiyle sermaye yeterlilik rasyoları da şirket satışları için ilave bir neden yaratabilir.

Neye yatırım yapmalı?

"2012 yılında en çok ne kazandıracak?", "En iyi yatırım araçları neler?", "Yatırım fonlarından hangileri çok getirecek?", "Altın yükselmeye devam edecek mi?", "Parayı nereye yatırmalı?", "Faiz mi? Döviz mi? Yoksa arsa, ev mi?"

Bu soruların ardı arkası yok maalesef. İşin özü, biriktirdiğimiz paraları nasıl değerlendirmeli, neye yatırmalı? Tabii, öncesinde yatırım yapacak kadar para biriktirmiş olmak lazım :)

Bir süredir ev borcu, araba kredisi derken zaten yatırım yapacak param olmadığı için yatırım araçları cephesinde ne olup bittiğini pek takip etmiyordum. Ama yakın zamanda yatırım yapabilecek duruma geleceğim için şöyle bir düşünmeye başladım acaba paramla ne yapabilirim diye?

İlk Adım: Yatırım Stratejisi
Paranız ister az ister çok olsun eğer yatırım yapmayı kafanıza koyduğunuz bir miktar paranız varsa, ilk olarak kendinize bir yatırım stratejisi belirlemelisiniz. Bence, en azından iki konuda karar vermeniz lazım:

Yatırımdan beklentiniz ne?
Eğer yatırım sonucunda göreceli olarak "çok para" kazanmak gibi bir beklentiniz varsa, riskli yatırım araçlarına para yatırmayı düşünebilirsiniz. Finans dünyasının bir numaralı kuralı ne diyor? Ne kadar çok risk, o kadar çok kazanç olasılığı. Eğer risk iştahınız çok yüksek değilse buna göre araçlar tercih etmek lazım.

Yatırım vadeniz ne?
Yatırımdan gelecek kazancı elde etmek için ne kadar beklemeyi göze alabiliyorsunuz? Buna göre kısa, orta ya da uzun vadeli yatırıma karar verebilirsiniz.

Benim yatırım beklentime göre, aşırı riskli yatırımlardan uzak durmak istiyorum. Yatırım vadem ise orta vade. Yani bir ila üç yıl arasında.

İkinci Adım: Hangi Yatırım Aracını Seçmeli?
Geldik daha zor kısma... Hangi yatırım aracını seçmeli ki yatırım beklentinize ve vadenize uygun bir yatırım yapmış olun.

Bireysel bir yatırımcı için temel olarak dört tür yatırım aracı kategorisi söz konusu:

1) Faiz kökenli yatırım araçları (mevduat, bono, tahvil, vb.)
2) Döviz (euro, dolar, yen, vb.)
3) Kıymetli metal (altın, gümüş, platin, vb.)
4) Sabit varlık yatırımları (arsa, ev, işyeri, vb.)

Hangi yatırım aracına para koyacağıma karar vermeden önce bugünden geçmişe yatırım araçlarının neler getirmiş olduğuna göz attım. Buna göre, son bir yıl içerisinde IMKB yüzde 14'lük kayıpla en kötü yatırım olmuş. Geçen yıldan bugüne en çok getiren ise yüzde 30'la dolar olmuş. Son iki yıllık dönemde (2011 - 2009) ise en çok kazandıran yine dolar (%26). İşin enteresasını ise IMKB son bir yılda kaybettirirken son iki yıla bakınca %16 ile en çok ikinci kazançlı yatırım. Aslında, bu bizim için şaşırtıcı değil. Zira borsa bir yıl en çok kaybetiren yatırım iken hemen sonra en çok getiri sağlayan yatırım olabiliyor. Yani stabil değil.

2005 yılına kadar gidip son 7 yıllık dönemdeki getirilere bakınca ise %143 ile bono ilk sırada geliyor. Dolar %37 ile son sırada ve onu yüzde 66 ile likit fon (B tipi) izliyor. Tabloda son 7 yıllık dönemde Likit (İş Bankası B Tipi Likit fon), Hisse (İş Bankası A Tipi Hisse fon), T&B (İş Bankası B Tipi Tahvil ve Bono fonu), IMKB ortalama endeks, Repo ortalama endeks, Bono ortlama endeks ve Dolar (Amerikan doları) fiyatlarındaki yüzde değişim yer alıyor:


Aşağıdaki grafikte ise son bir yıl, iki yıl ve yedi yıl için aynı yatırım araçlarının getiri yüzdeleri gösteriliyor:


Eğer bu kadar geçmişe gitmeyip de bu yıla bakarsak aslında en popüler yatırım aracı kesinlikle ALTIN. Diğer kıymetli madenlerle birlikte altın da çılgın bir yükseliş yaşadı. İş Bankası'nn B tipi Altın fonuna kuruluşundan yani 15 Şubat 2011'den bugüne bakınca yüzde 32 getirdiğini görüyoruz. Aynı dönemde IMKB %11 kaybettirirken, altına en yakın getiri dolardan olmuş, ama o da sadece yüzde 16.


2012 için Yatırım İpuçları
Gelelim önümüzdeki dönemde nereye paraya yatıracağıma. 2012 yılı için kendime yatırım tavsiyelerim şöyle:

Altın: Her ne kadar bugüne kadar yaşadığı hızlı yükseliş gelecek için "nereye kadar?" sorularını beraberinde getirse de, hem Kore, Çin gibi ülkelerin merkez bankalarının altın talebinin devam edeceği beklentisi, hem de dünya ticaretine yön veren paraların istikrarsız seyri bence altını önümüzdeki dönemde de popüler bir yatırım aracı olmaya zorlayacak. Bu sebeple, paramın %30'luk kısmıyla altın yatırımı yapacağım. Bu altın fonu da olabilir, doğrudan altın almak da ya da bankaların giderek gündeme gelen altın hesapları da olabilir. (Bakınız: Altın fiyatları yükselmeye devam eder mi?)

Faiz: Anormel bir politik ya da ekonomik gelişme olmadıkça 2012 yılında faizlerde ciddi bir oynama olmaz diye düşünüyorum. Yine de hem likit kalmak hem de riskimi azaltmak için %50'lik paramla da likit fon, tahbil & bono fonu ve mevduat yatırımı yapacağım.

FIRSAT: Paramın kalan %20'lik kısmını, cazip bir fırsat bulduğumda üzerine atlayabilmek için likit tutacağım (mesela likit fon). Benim elimdeki para, kelepir düşen bir evi ya da arsayı almaya yetmez ama böyle bir durum çıkarsa çevremden ikna edeceğim arkadaşlarımla ortak bir yatırım niye yapmayayım ki?

Herkese bol kazançlar! :)


Uyarı:
Burada yer alan bilgiler Ankara Mahpusu tarafından sadece bilgilendirme amacı ile hazırlanmıştır. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, Ankara Mahpusu'nun kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Herhangi bir yatırım aracının alım  satım önerisi ya da getiri vaadi olarak yorumlanmamalıdır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve gitiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir.

Altın fiyatları ne olur?

"Bak söylemedi deme altın fiyatları uçacak!", "Altın fiyatları yükselecek!" ifadeleri çoktandır yerini "Altın fiyatları ne olacak?", "Altın nereye kadar yükselecek?", "Altın kaç liraya kadar böyle çıkmaya devam edecek?" şeklinde sorulara döndü.

Altın fiyatları neden yükseldi? Çeşitli nedenler var tabii. Güçlü para birimlerine sahip ülkelerde kamu borç stoğunun artmasına paralel olarak para basımının artması başta dollar ve euro olmak üzere kağıt paralara olan güveni sarstı. Yunanistan, Portekiz gibi ülkelerde uzun süredir hissedilen ve diğer ülkelere sıçrama olasılığı konuşulan derin ekonomik krizlerin yarattığı belirsizlik de eklendiğinden insanlar psikolojik olarak daha "somut" yatırım araçlarına yönlenmeye başladı. Üstüne üstlük para piyasası yatırım araçlarının düşük getirileri, yatırımcıları alternatifler aramaya itti.

Sonuç olarak, diğer pek çok değerli maden gibi altının da fiyatı son dönemlerde inanılmaz yükseldi.

Altın fiyatlarını 1970'den günümüze gösteren aşağıdaki grafik, The Economist dergisinden.


Üstteki koyu çizgi altının nominal fiyatını gösteriyor. Önce 1980 yılında 800 dolar civarlarında bir zirve yapmış altın. Sonraki 20 yılda ise 250 - 400 bandında göreceli olarak sabit bir seyri var. 2000'lerden itibarense, yukarıdaki nedenlerden ötürü hızla yükselmiş. Gerçi alttaki daha açık renk çizginin gösterdiği gibi reel getiride durum o kadar da dramtik değil.

Altın fiyatları uçmaya devam eder mi? Evdeki çeyrek altınları, bilezikleri, cumhuriyet liralarını bozdurmalı mı yoksa fiyatlar iyice çıkmadan biraz daha mı altın almalı? Bu soruların yanıtı kişiden kişiye değişir. Bana soracak olursanız, eğer kısa dönem içerisinde nakde ihtiyacınız olacağını düşünüyorsanız ve elinizde altın varsa bu aralar elinizden peyder pey çıkartın (gram gram aceleye gerek yok :), karınızı realize edin.

Eğer uzun vadede paraya ihtiyacınız olmayacaksa, portföyünüzün yüzde 20 civarında bir kısmını kıymetli metallere çevirmekte, zirve yaptığı dönemlerde bir kısmını realize edip; anlık düşüşlerde portföyünüzdeki metal seviyesini aynı seviyeye yükseltmekte fayda var.

Uzakdoğu Mutfağı

İki haftadır cumartesi günleri BBC HD'ye adeta bağımlı durumdayım. Geçen hafta, çok kereler adını duyduğum ama izleme fırsatı bulamadığım Planet Earth'ün bölümlerini peşpeşe saatlerce verdiler. Ekran başından ayrılmadan büyük bir keyifle izledim.

Bu cumartesi ise Rick Stein's Far Eastern Odyssey adında bir programı yine peşpeşe yayımladılar. Açıkçası ben daha önce duymamıştım ama ünlü bir şefmiş Rick Stein amca. Bu İngiliz amca, tüm Uzakdoğu ülkelerini sıradan gezerek, bölgeye has yemekleri keşfederek bu gizemli coğrafyanın kültürel zenginliğini ortaya çıkarıyor.

Normalde, Uzakdoğu mutfağı bana pek hitap eden bir yemek kültürü değil. Ama hayatımda ilk defa bu mutfak için içimde bir ilgi uyandı diyebilirim. Resmen televizyon ekranından sarımsak, balık, zencefil, balık sosu ve diğer her tür egzotik malzemenin kokusu buram buram aktı... Zaten program beni öylesine acıktırdı ki, hemen mutfağa dalıp bol baharatlı ve malzemeli koca bir tencere balıklı makarna pişirdim.

Türkiye'de ne yazık ki Uzakdoğu mutfağının bilinirliği sushi ve noodle ile sınırlı bir halde. Açıkçası ne İstanbul'da ne de Ankara'da gerçekten otantik Uzakdoğu yemeği yapan bir lokanta var mı bilemiyorum. Şimdiye kadar denediklerimden evet işte bu diyeceğim bir örnek çıkmadı henüz...

Özetin özeti, bu Rick Stein denilen amcanın şirin ve iştah açıcı bir etkisi var; pek sevdim kendisini. Her ne kadar Şansal Büyüka'yı anımsatan bir görüntüsü olsa da, tarz olarak alakası yok iyi ki! :) Bu arada, İtalyan, İspanyol, Akdeniz mutfağı vs. üzerine de programları varmış; bakalım denk geliriz umarım yine BBC'de...

Ankara Mahpusu'nun Alış Veriş Listesi

Uzun zamandır kafamda olan bir şeydi bu aslında. Alış veriş yaparken hoşuma giden, detaylara verdiği önemle benim gönlümde taht kazanan markaları burada yazmak istiyordum. Her ne kadar alış verişi pek seven biri olmasam da, özellikle mutfak alış verişi yaparken içime sinen ürünler almaya özen göstermeyi seviyorum. Burada, benim beğenerek aldığım ürünlerle ilgili bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bakalım, belki de sürekli güncelediğim bir bölüm gibi olur ileride...

Ürün
Zeytinyağı
Tercih ettiğim marka
Zeytin İskelesi
Neden tercih ediyorum?
Kokusuyla, lezzetiyle oldukça başarılı bir zeytinyağı. Kapağı açıp da ciğerlerinize çektiğiniz koku buram buram zeytin kokuyor. Aslında yeni sayılacak zeytinyağı markalarından biri ama ilk
günden bayıldığım bir lezzet oldu.


Ürün
Bira
Tercih ettiğim marka
Tuborg Gold
Neden tercih ediyorum?
100% malttan yapılan, şeker ya da pirinç
kırığı katılmayan güzel bir bira. Daha fazla detay için Efes mi? Tuborg mu? yazım.


Ürün
Yumurta
Tercih ettiğim marka
Flotty
Neden tercih ediyorum?
Organik kervanındaki ürünlere hep biraz şüpheyle bakıyorum. Zira bu ülkede doğru düzgün organic ürün denetimi yapıldığında zerre kadar inanmıyorum. Ama Flotty’nin organic yumurtaları
gerçekten de normal yumurtalardan farklı. İçinin sarısının rengi, yumurtanın tadı hakikaten çok doğal geliyor bana.


Ürün
Bitki Çayı
Tercih ettiğim marka
Doğa
Neden tercih ediyorum?
“Doğadan” değil “Doğa”. Doğa çayları her yerde bulmak mümkün olmuyor ama içlerinde diğer bitkisel çaylarda olduğu gibi “aroma” olmuyor. Sadece bitki çayı, başka bir içerik koymuyorlar.


Ürün
Sıvı Sabun
Tercih ettiğim marka
Kırlangıç
Neden tercih ediyorum?
100% zeytinyağı Kırlangıç sabun gerçekten de el üzerinde harika bir his veriyor ve üstelik olabildiğince doğal bir ürün.


Ürün
Makarna
Tercih ettiğim marka
Barilla Tam Buğday
Neden tercih ediyorum?
Tam buğday makarna bulmak gerçekten de zor. Barilla’nın tam buğday serisi güzel bir ürün, ah biraz daha ucuz olsa bir de…


Ürün
Zeytin
Tercih ettiğim marka
Zertum
Neden tercih ediyorum?
İçinde katkı maddesi olmayan zeytin bulmak zor zanaat. Zertum ürünlerinde sadece zeytin, tuz ve zeytinyağı var. Gerçekten de lezzetli.